SEO Günlüğü Rotating Header Image

Hachiko. Bu filmi izlemeyin.

Bir hayvansever olarak bu filmin midenize yumruk gibi oturacağını baştan söyleyeyim. Sinemalarda ağlayan tipleri eleştirenlerden iseniz bu sefer siz de eleştirilebilirsiniz ona da dikkatinizi çekmeden geçemeyeceğim.

Hachiko gerçek bir hikayeden sinemaya uyarlanmış bir film. Japonya’da onurun ve sadakatin sembolü olarak görülen bir köpeğin hikayesi biraz Hollywood tarzı ile sunulmuş. Filmde Richard Gere başrolde ve tabii Akita cinsi bir köpek ile paylaşmakta filmi. Fazlasıyla duygusal, zaman zaman ağlatabilecek kadar fena bir film.

Filme konusunu veren hikaye ise epey hüzünlü.

1924 senesinde Tokyo’ya getirilen Hachiko isimli Akita yavrusu, Tokyo Üniversitesinde görev alan Profesör Hidesaburo Ueno tarafından sahiplenilir. Hachiko sahibi ile her gün Tokyo’da bulunan Shibuya İstasyonuna kadar gelir, onu işe uğurlar, eve döner ve her akşam aynı saatte istasyona geri dönerek sahibini aynı yerde bekler.

Ta ki 1925 yılının Mayıs ayında bir sorun çıkana dek. Hidesaburo Ueno inme geçirir ve hayatını kaybeder. O günden itibaren Hachiko’nun hüzünlü hikayesi başlar.

Hachiko her akşam yeniden istasyona gelir ve sahibini beklemeye devam eder. Yeni sahiplerinin hepsinden kaçarak Tokyo’ya geri döner, evde kimsenin olmadığını görünce istasyona döner ve her akşam aynı saatte, aynı yerde istasyonda hiç gelmeyecek sahibini beklemeye devam eder.

Artık istasyonda herkesin sevgisini kazanan Hachiko orada yaşamına devam eder, ve 8 Mart 1935 tarihinde 11 yaşında gözlerini yumduğu ana kadar bu bekleyiş sürer gider.

Hachiko’nun sahibini bekleyerek geçen hayatında, Profesör Ueno’nun aynı zamanda Akita türleri hakkında çalışmalar yapan eski öğrencilerinden birisi Hachiko’yu takip ederek hayatı hakkında bilgi edinir ve bu sadık köpeği bir çok makalesinde yayınlar. Bu makalelerden bir tanesi 1932 yılında Tokyo’nun önde gelen gazetelerinden birinde yayınlandığında Hachiko ulusal bir kahraman haline gelir. Onur ve sadakatin en büyük temsilcisi olarak görülmeye başlayan Hachiko Japonya’nın aile sadakati konusunda derslerde öğrencilere örnek olarak gösterilmeye başlanır.

8 Mart 1935 tarihinde ölen Hachiko’nun mumyalanmış naaşı halen Ueno, Tokyo’da bulunan Ulusal Bilim Müzesi’nde sergilenmektedir. Ayrıca Shibuya İstasyonunda Hachiko’yu temsil eden heykel ile Hachiko hala sahibinin dönüşünü beklemektedir.

Ayrıca her yıl 8 Mart gününde Hachiko bu istasyonda anılmaktadır.

İnsan vücudu hakkında 30 ilginç detay…

Bugünlerde elime geçen bir kitapta edindiğim bazı ilginç bilgileri burada paylaşayım dedim…

  1. Sinirlerden beyine giden akımın hızı 170 mil.
  2. Beyin tarafından harcanan elektrikle 10 wattlık bir ampül yakılabiliyor.
  3. Beyin hücreleri tarafından depolanabilen bilgi Ana Britannica ansiklopedisinin 5 katı. Yaklaşık olarak belirtilen rakama göre ise beynin kapasitesi 1000 terabyte.
  4. Kan akışında bulunan oksijen miktarının %20’si beyin tarafından kullanılıyor.
  5. Bilim adamlarına göre daha fazla rüya gören kişiler daha yüksek IQ seviyesine sahip oluyorlar.
  6. Nöronlar bilinenin aksine hayatımız boyunca gelişmeye devam ediyorlar.
  7. Bilgiler değişik nöronlarda değişik hızlarla hareket ediyorlar.
  8. Beyin kendi başına acıyı hissetmiyor. Beyni çevreleyen sinir sistemi acıyı hissetmemizi sağlıyor.
  9. Beyin geceleri gündüze nazaran daha aktif çalışıyor.
  10. Beyinde bulunan su oranı %80.
  11. Sakal ve bıyıklar vücuttaki diğer kıllardan daha hızlı büyüyorlar.
  12. Bir insan günde ortalama 60 ile 100 arası saç kılı döküyor.
  13. Kadınların saç teli erkeklerin saç teline oranla yarısı kadar ince.
  14. En hızlı uzayan tırnak orta parmakta.
  15. İnsan vücudunda bulunan kıl sayısı yaklaşık olarak bir şempanzede bulunana eşit sayıda.
  16. Sarışınlar daha fazla saça sahipler.
  17. El tırnakları, ayak tırnaklarına nazaran 4 kat hızlı uzuyor.
  18. Bir saç kılı 3.5 ounce yani 0.0992233308 kg. yük çekebiliyor.
  19. Bir saç kılının ortalama ömrü 3 ile 7 yıl.
  20. Kelliğin ortaya çıkması için saçlarınızın en az yarısını kaybetmeniz gerekiyor.
  21. Saç kılı neredeyse yok edilemez. Yanma dışında insan vücudunda hava şartlarına, doğal etkilere ve hatta bir çok asite en çok dayanan olgu saç.
  22. Vücudunuzdaki en uzun organ ince bağırsak. Öyle ki bir ortalama insan boyunun 4 katı uzunluğunda.
  23. İnsan kalbi her atışında kanı 10 metre yükseğe çıkartabilecek kadar basınç üretiyor.
  24. Midenizde bulunan asit bir jileti eritebilecek düzeyde.
  25. İnsan vücudunda bulunan damarların uzunluğu yaklaşık 96bin kilometreden fazla.
  26. Mide çeperinde bulunan hücreler her gün yenileniyor.
  27. Akciğerin yüzey alanı bir tenis kortunu kaplayacak kadar geniş.
  28. Kadınların kalbi erkeklerden daha hızlı atıyor.
  29. Bilim adamları karaciğerin 500′den fazla görevi üstlendiğini söylüyorlar.
  30. Aort damarının çapı yaklaşık bir bahçe hortumunun çapına yakın.

0.0992233308

Web Tasarımcı Kullanma Rehberi

Günümüzde bir firmanın artık olmazsa olmazlarından sayılmakta internet siteleri. Öyle ki firmaların pazarlama mekanizmalarında gitgide yükselen paylara sahip olan web sitelerini yaptırırken bir çok müşteri ne derecede ciddi bir iş ile karşı karşıya olduğunun farkında olamamakta. Bazıları da önemsememekte. Ancak bu yaklaşımın artısı veya eksisi sonuçta “Web Tasarım Firmalarını” değil internet sitesi sahiplerini etkiliyor.

Evet, web tasarımcı demek yanlış. Ama burada öncelikle yanlışlara değinmek istediğimizdendir bu “web tasarımcı” kelimesinin kullanılması. Yazıda ilk 10 maddede genel müşteri yaklaşımındaki sorunlara değiniyoruz söyleyelim. Yazının devamında ise aslında işin iç yüzü nedir onu açıklamaya çalışacağız.

  1. Web tasarımcı milyonlarca tasarım, kodlama ve SEO tekniğini ezbere bilmelidir. Öyle ya, bir kişi tüm alemin sırrını çözmüş olmalıdır.
  2. Web tasarımcılar uyumazlar. Hatta aile düzenleri vs yoktur. Bu nedenle her saatte arayabilirsiniz önemli değil. Sabahın köründe MSN ile sevgilinizle görüşemiyorsanız da farketmez. O size çözüm bulmak zorundadır.
  3. Siz her çağırdığınızda yanınıza gelip bilgisayarlarınızdaki sorunları çözmek zorundadırlar. Ücret falan da gerekmez. Amme hizmetidir bu yaptıkları. Mail adreslerinizi kurmak, bilgisayarlarınızdaki virüsleri temizlemek bu işin şartlarındandır. Hatta siz çağırmışken öğle yemeğinizi bile pişirebilirler. Bunu yapmayanları ise size ayıp ederler.
  4. Her ne kadar teknik servis, danışma gibi konular Reklamcılar Derneği tarafından “ücrete tabidir” dense de boşverin. Sizin zamanınızda Reklamcılar Derneği mi vardı? Doktorların muayene ücretini ödeyebilirsiniz, hatta avukatların danışma ücretlerini de. Dahası bankadan kredi çekerken bile işlem ücreti alınmasına laf etmeyebilirsiniz. Ama web tasarımcı sizin firmanıza gelip bilgisayarlarınıza bakmakla da yükümlüdür.
  5. Web tasarımcı sitenizin yayınlandığı sunucuya, alan adı alınan kuruluşlara kesinlikle para ödemez. Öyle şey mi olur? İnternet sebil alanı zaten. Ne hakla sizden ücret talep ediyor? Sunuculara yıllık bedeller ödenmiyor zaten. Alan adı da ücretsiz bir şey.
  6. İnternet sitenizi yaptırırken aman ha web tasarımcınıza danışmayın. O işten anlamaz zaten. Eşiniz, çocuklarınız, yeğenleriniz, komşunuz, hatta mahallenin bakkalı ile görüşmeler yapıp notlarınızı alın. Sonra web tasarımcınıza bunları tembihleyin aman ha.
  7. Alan adınızın süresi geçmişse suçlusu web tasarımcınızdır. Size süresi bitiyor diye mesajlar göndermesi bunu değiştirmez. Gitsin kendisi ödesin değil mi? Nasıl terbiyesizliktir bu?
  8. Hosting alanınız kapandıysa tam bir şerefsizdir o web tasarımcısı. Nasıl kapar? Öyle ya havadan para kazanıyor bunlar. Siz ona para mı kaptıracaksınız?
  9. İşinizi teslim aldıktan sonra sakın ödemesini yapmayın web tasarımcının. Hazır iş bitmiş. Hele bir de sitenizin ödeme alınmadığından dolayı kapatılacağını söylerse hemen alın telefonu elinize. Hiç muhabbete girmeyin. Muhatap olmanız hatadır. Hemen tehdit edeceksiniz. Özellikle “hayatını bitiririm” cümlesi tam yerine denk gelir. Muhakkak söyleyin bunu.
  10. Sitenizi yaptırmak için hiç bir hazırlıkta bulunmayın. Fotoğraf çekmek isterseniz de mümkün olan en düşük çözünürlüklü cep telefonu ile çekin o fotoğrafları. Web tasarımcının işi bu büyütüp güzel gösterecek o resimleri.

Şimdi bu 10 maddeye açıklamalara değinelim. Devamını okuyun →

Bunun adı Tasarım kardeşim. Design değil. Desing hiç değil!

Bayılıyorum bu tasarım üstadlarına. Hele ki bizim sektörde bir furya var ki önü kesilemiyor bir türlü.

Yıllardır bu işin tanımlarını Türkçe olarak yapmanın bir eksi değil aslında büyük bir artı olduğunu söylesek de özenti yaklaşımlar sebebiyle ismi Türkçe olan firmalar nedense sonuna Grup kelimesi yerine Group koyuyorlar.

Bu firmaların kendi seçimleri ve saygımız sonsuz ancak bir durum var ki ona pek saygı duyulamıyor.

Bir yazı yazarken dikkat edilmesi gerekenlerden birisi yazının doğru yazılması ise bir firma ismini yazarken bu ismi ve detaylarını düzgün yazmalıdır haliyle fakat nedense şu şekilde bilinçsiz çarpıtmaları sıklıkla görüyoruz.

Group yerine gruop, web yerine wep, design yerine desing!

Çok eğleniyoruz genelde bu DESINGER arkadaşlar ile. Ancak geçtiğimiz hafta eşimle gördüğümüz bu tabela her türlü eleştiriyi hakeder tarzda.

Firma mobilya tasarımı yapan, konsept olduğunu iddia eden, orta dereceli bir firma. Tabii ki işlerinin artmasını temenni ederiz ancak evimize mobilya bakmak için gezerken sadece tabelaları ile bizim içeri girmemizi engellediler farkında olmadan. Tabelanın resmini görüyorsunuzdur zaten burada, ancak ne yazık ki tasarım yaptığını iddia eden bu firma daha tabelasına tasarım kelimesinin İngilizcesini yazamamıştı.

Hadi Türkçe yazmayı beğendiremedik size sayın firma yetkilileri, peki o zaman hiç mi bakmazsınız bir sözlüğe? Google arama çubuğuna “desing” yazdığınızda çıkan ibareye de dikkat etseydiniz ya.

Bunu mu demek istediniz? design

Sony sonunda dijital zımbırtılarım arasında. NWZ-W202

Playstation ürünü hariç Sony ürünlerine çeşitli mızmızlıkları yüzünden olan antipatime rağmen bu markanın NWZ-W202 modeli “giyilebilir” walkman zımbırtısı ördüğüm duvarı aşmayı başardı.

Öncelikle şu “mızmızlıkları” sıralayayım ki “Sony” markasını neden sevmediğimi izah edeyim.

  • Sony’nin Vegas ve benzeri yazılımlarında herhangi bir ses MP3 formatına çevirmek istediğimizde ücretsiz codec kullanabileceğiniz durum varken benden “Sony’nin ücretli codec dosyasını satın almamı” istemesi. Hadi ücretsiz codec kullanmayı yasakladın ona laf etmeyeyim. Yahu zaten yazılıma parayı ödemişiz. Baştan deseydin ya bana onu da ücrete dahil ederdik.
  • Vaio serisi dizüstü bilgisayarlarında Vista dışında işletim sistemiyle çalışmam, XP kurarsan sürücü desteği vermem, aşırı ısınırım ben varken evde ısınma derdin kalmaz, zırt pırt arıza veririm aklında olsun yaklaşımı.
  • DVD oynatıcılarında her DVD’yi beğenmem demesi üzerine teknik servisinden Sony marka DVD’leri kullanın önerisini almam.

Buna benzer örnekleri çoğaltabilirim dileyen olursa ancak konumuzdan uzaklaşırız. Dediğimiz gibi NWZ-W202 minik, pratik, olabileceği kadar kolay kullanımlı bir alet. Öncelikle şunu belirtelim. Renkli ekranı olsun, ışıl ışıl parlasın vb. beklentileriniz varsa bu walkman size göre değil. Zira ürün tamamen pratik kullanım üzerine tasarlanmış. Üzerinde kumanda edeceğiniz 3 buton bulunmakta. Volüm düğmesi, Shuffle düğmesi ve parçaları çalıp ileriye geriye almak konusunda bir düğme. Tabii ki yeterli değil şu halde. Hele de ürünün herhangi bir ekranı olmadığını düşünürsek.

Peki Sony bu üründe ne gibi çözümler bulmuş? Nelerden feragat etmiş?

Öncelikle ürün tamamen giyilebilir özellikli. Yani tamamı ile birbirine bir kablo ile bağlı iki kulaklıktan ibaret. Bu sayede parçaları dinlerken dilerseniz koşunuzu yapın, dilerseniz ev işleri ile uğraşın. Oraya buraya kaynaşan kablolarla uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz. Ceplerinizde de bir yük olmuyor doğal olarak.

NWZ-W202 modelinde parçaları dinlemek için play tuşuna tıklamanız yeterli. Bilgisayarınızdaki isimlendirme sırasına göre peşpeşe çalmaya başlıyor. Playlist oluşturma gibi bir durumunuz olmadığından dilerseniz parça isimlerinin başına 000, 001 gibi sıralama imleri koyarak kendiniz listenizi playliste dönüştürüp atabilirsiniz veya Shuffle tuşu ile MP3 çalarınızın listelemesine başvurabilirsiniz.

Parçalar arası geçiş kolay play tuşunu ileri veya geri çevirin parçalar arası geçiş tamamdır. Ancak bir handikapımız söz konusu. Parçalar arasında aramayı nasıl yapacaksınız?

Dediğim gibi listeyi görebileceğiniz bir ekran olmadığı için Sony ZAPPIN™ isimli bir sistemi devreye sokmuş. Play tuşuna uzun süre basılı tuttuğunuzda bir hanımefendi Zappin In diyerek parçalardan bazı bölümleri sırayla çalmaya başlıyor. Zappin modunda iki seçeneğiniz var. Biri uzun bölümler, biri de kısa bölümler çalarak size parçaları sırasıyla duyuruyor. Dilediğiniz parçaya geldiğinizde ise Play tuşuna bir kez tıklamanız yeterli.

Ses kalitesi bu denli yarı prototip bir modele göre iyi sayılır. Tabii ki bir AKG veya Sennheiser kalitesi beklememek lazım. Baslar biraz fazla kuvvetli, midlerde ise bir zayıflık söz konusu fakat inanın bana emsali rakamlardaki ürünlerden hiç bir farkı yok denebilir.

NWZ-W202 MP3, AAC ve WMA formatlarını destekliyor. DRM olmaması şartı ile tabii ki. Özellikle MP3 dosyalarda 320 kbps seçeneğinde kayıt edilmiş parçaları dinlerken kalite farkı anlaşılabiliyor.

Sony’den beklemediğim derecede sade bir bağlantısı var bilgisayara. Daha önce gördüğüm modellerinde illa dosyaları ATTRAC formatına çevir (ki bu da çoğunlukla maksimum 132 kbps kalitesi ile sınırlı kalmak oluyordu) gibi şartlar koymamışlar. Dilerseniz NWZ-W202 ile gelen yazılımı bilgisayarınıza kuruyorsunuz, dilerseniz Media Player 11 aracılığı ile parçaları walkmane yüklüyorsunuz ve benim tercihimde olduğu gibi Windows Explorer üstünden sürükle bırak yöntemi ile parça yüklemesini yapabiliyorsunuz. Dipnot olarak belirteyim Media Player 11 kurulu ise Windows Explorer ile yüklemeniz söz konusu olmuyor zira Media Player hemen bulaşıklık yapıyor sisteme.

Kulaklıklar ilginç ancak oldukça kullanışlı. Pek rahatsız etmiyor ancak dünyada kullanabileceğiniz en iyi kulaklıklar da değiller. Fakat bu denli rahat kullanımlı bir alete yakışan kalitede ses vermeleri ve kulağın içine yerleşen türde olmasına rağmen rahatsız edici olmaması büyük bir artı puan ürün için.

NWZ-W202 toplamda 2 GB’lık bir hafızaya sahip. Daha büyük verileri taşımak bu üründe imkansız, hafıza arttırmak için bir kart girişi vs beklemek de yersiz sayılır zira ürün yeterince ufak.

Ürünün güzel özelliklerinden birisi pilinin ömrü. 12 saatlik bir pil ömrü var ve tamamen USB girişten şarj edilebiliyor. Tabii şu detay çok şık olmuş. Hızlı şarj yapma özelliği ile 3 dakika şarj edildiğinde size 3 saatlik bir pil ömrü sunuyor. Pratik bir çözüm olduğu su götürmez bir gerçek.

Tüm bu detaylarla beraber pratik kullanımlı sade bir MP3 çalar isteyen kişiler için NWZ-W202 ideal bir çözüm olacaktır.

Spam Günlükleri – Bölüm 2: Ödenen meblağ hakkında ara değerlendirme.

Evet, spam günlüklerinin 1. bölümünü yazdığım günden beri 3 gün geçmiş durumda ve mutlu sona yaklaşmak üzereyiz. Ne yapmıştık? 30 milyondan fazla e-posta adresi toplamış ve genel temizlik yapmıştık. İlk başta toplamda 200 TL ücretle herhangi bir firmanın edinebileceği bu listeyi ilk aldığımızda ödenen ücret mail adresi başına 6.25 TL etmekteydi. En son verify (doğrulama) işlemine başlamadan önce ise yaptığımız temizlikte elimizde bu 32 milyon olan rakam 15 milyon 700 bin civarına düşmüştü. Bu sefer de mail başına 12.73 TL öder duruma gelmiştik.

Şimdi bir hesap yapalım. Bu rakamlara neler yapılabiliyor.

Diyelim ki bir siteniz var ve tanıtım yapmak istiyorsunuz. Facebook üzerinde bir grup veya sayfa açtığınızda 100 TL gibi bir ücretle bu grup ve sayfanıza 2 milyon kişiyi davet eden firmalar var. Diyelim ki bu rakamın yarısı sahte profil. Yine de 1 milyon kişiye markanızı duyurmuş olacaksınız. Peki ne kadar ücrete? Sadece 9 adet mail adresine ödediğiniz fiyatla.

Diyelim ki siteniz var ve arama motorlarında yükselme yaşamak istiyorsunuz. Ne yapacaksınız? SEO işlemlerine tabi tutacaksınız sitenizi. Peki bu ne kadar bir maliyet getirecek size? Ufak çaplı bir SEO faaliyeti için ayırmanız gereken bütçe 500 TL civarı olacaktır. Üstelik en az 2-3 aylık bir çalışma. Yani ayda 250 TL civarı bir ödeme yaparak sitenizin ziyaretçi sayısını, bu bağlamda da tanınırlığınızı arttıracaksınız. Ayda kaç adet e-mail parasına yapıyorsunuz o halde. Söyleyelim yaklaşık 20 adet e-posta adresine ödeyeceğiniz para ile sitenizde kalıcı bir yükselme yaşamanız söz konusu.

Hadi diyelim ki web siteniz var, sıralamada iyi durumda, ama marka tanınırlığınızı arttırmak istiyorsunuz. Bir broşür hazırlatıp, bastırmak ve dağıtımını yaptırmak ne kadar tutmakta günümüzde? 150 ile 500 TL arası. Ne demektir bu? 12 ile 40 mail adresine ödeyeceğiniz fiyat aralığında firmanıza el broşürü bastırmak daha mantıklı değil mi?

Ve işin asıl acı yönü. Bu mail adreslerinin kaçı çalışıyor hala bilemiyoruz. Tabii şu detaylar da önemli.

  • Bu e-mail adreslerinin sahipleri firmanız hakkında ne düşünecek? Gerçekten ciddi bir kuruluş olarak mı görüneceksiniz? Yoksa spam yapan firmalardan birisi olarak marka değerinizde kayıp mı yaşayacaksınız?
  • Gönderdiğiniz mesajlar gerçekten okunacak mı? O mesajlardan sitenize kaç dönüş olacak?
  • E-posta mesajlarınız şikayet edilecek mi? Bu mesajı alan kişiler sizin alan adınızı, firma isminizi taşıyan bu mesajları Hotmail ve Gmail gibi servislerde 1 tıklama ile “Bu adamlar spam yapıyor” olarak bildirecekler mi?

Daha kıyım devam ediyor listede. Görünen o ki elimizdeki listenin verify (doğrulama) işlemleri bittiğinde kalan mail adeti iyimser bir tahminle listenin %30 ile 40′ı kadar olacak. Yani 5 milyon mail adresinden az! Yani tahmini olarak mail adresi başına 40 TL ödemiş olacaksınız. Biraz pahalı gibi görünüyor sanırız!

Spam Günlüklerinin son bölümünde kalan mail adresi sayısı ve genel maliyet durumunu gözden geçireceğiz…

Spam Günlükleri – Bölüm 1: Mail Toplama ve Ayıklama

Hep deriz ya spam yapmayın, etmeyin, yazıktır diye. Baktık olmuyor biz de biraz kurcalayalım bu spam işi neymiş, nasıl yapılırmış.

Maksat işin nasıl yapıldığını bulmak ve bu işi yapan kişilerin ne pazarladıklarını görmek.

Öncelikle değerli dostum Evren Cömert’e teşekkürler, zira onun katkısı yadsınamaz. Onca leş dosyayı ayıkla, evir, çevir, mail adresleri ayıkla, test et adamı cidden şizofren hallere sokuyor.

Genelde spam yayını yapan kuruluşların ellerinde 4 adet mail listesi bulunmakta, bunu keşfettik. Zira bu mail listeleri hep aynı rakamları söyleyip durmakta.

Bir dosya 8 milyon, bir dosya 20 milyon, bir dosya 2.5 milyon ve elimize geçen sonuncusu dosyaysa 1.5 milyon mail adresinden oluştuğunu iddia eden listelerden ibaretti. Bu listelerin yanında “e-mail adresi toplama” ve “toplu mail gönderim” yazılımları da cabası tabii ki. İşin en ilginç yönü ise bu satışı yapılan dosyalarda yazılımların lisansını almıyordunuz, sadece size “crack” dosyaları ile kırılmış yazılımlar veriliyordu. İşte memleketimin güzelliklerinden birisi daha! Yurtdışında lisanslı satılan bir yazılımın cracklenmiş halini satıp faturalandırın hadi yiyorsa. Anasını ağlatırlar adamın, ama gel gör ki memleketimizde bu işleme fatura bile alabiliyorsunuz. Ticarete bak!

Mail adreslerini incelemeye başlamadan önce gelen yazılımları kontrol ettik. Bakalım neler yapıyorlarmış. Gördük ki bu yazılımlar epey iş görüyormuş. Google’da bir arama stringini yazıyorsunuz ve çıkan sonuçlardaki sayfalarda ne kadar mail adresi (pardon @ işareti) varsa toplamaya başlıyor bu yazılımlar. Tabii etkinliklerin olduğu sayfalarda Metallica@Hall Center sonucunu da metallica@hall.center diye mail adresi olarak toplaması da eğlenceli sayılabilir. Ayrıca webmaster@google.com ve info@wikipedia.com adreslerini de toplaması takdire şayan. Öyle ya, onlara toplu mail satmak ütopya ise gerçekleştirmenin ilk adımı mail kutularına saçma sapan mesajlar yağdırmakla başlar.

Ardından mailleri kontrol etmeye başladık. Gördük ki sektörel olarak ayrılmış denen maillerin sektörle hiç bir alakası yokmuş. Zira “ambalaj” sektöründe nasa.gov, “aluminyum” sektöründe ise xing.com maillerini görmek yeterli oldu. Daha herhangi bir yazılımla iki veya daha fazla girilmiş mail adresi var mı demeden listedeki milyon mail adresinin ancak %30 veya%40′lık bir kısmının bir ihtimal işe yarayabileceğini gördük.

Ardından duplicate entry karşılaştırması yaptık. Dedik ki aynı mail adresinden bir kaç kez girilmişse bu mailleri ayıklayalım. Sonuçlar şaşırtıcıydı.

  • 8 milyon mail adresinde 135bin’den fazla,
  • 20 milyon mail adresinde 2 milyon civarı,
  • 2.5 milyon mail adresinde 500bin civarı,
  • 1.5 milyon mail adresinde ise 120bin’den fazla çift girdi vardı.

Kaldı mı elimizde 32 milyon mail adresinden 29 milyon 250 bin mail adresi? Eğer bu mail adreslerini satın almış olsak ödenecek rakam tahmini olarak 200 milyon TL. olacaktı. Şimdi bu rakamı bölelim. Yaklaşık mail başına 6.83 TL ödemiş olurduk.

Durun daha yeni başladık. wikipedia.com ve google.com gibi mail yollamanızın sizi spamci yapmaktan öteye gitmeyeceği mailleri temizlemeye başlamadık. Tabii Türkçe yollayacağınız maillerin de yabancı mail adreslerine gitmesinin de anlamsızlığını katarsak onları da yok varsaymak en iyisi olacaktı. Üstüne de yahoogroups.com gibi mail gruplarının asla mail almayacak olan uzantılarını da eklemek şarttı.

Bu noktada Evren devreye girdi. Excel’de yazdı kurallarını ve temizliğe başladı. Sonuç cidden yıkım oldu diyebilirim. Şöyle ki…

Bahsettiğimiz kriterlere sahip ilgisiz mail adreslerini sildiğimizde elimizde kalan mail adresi sayısı bir anda 17 milyona indi. Tabii bu mail adreslerinde şu tür mailler de bulunmaktaydı. 071282910@alanadi.com.tr tadında sadece rakamlardan oluşmuş ve çeşitli sistemlerin anlık oluşturdukları mail adresleriydi bunlar. Bir de sadece rakamlardan oluşan mail adreslerini sildiğimizde elimizde kalan toplam mail adresi sayısı 15 milyon 700 bin adet civarındaydı.

Şimdi bir daha hesap yapalım. 200 milyon ödemiştik bu mail adreslerine. Bölelim 15 milyon 700 bine. Yaklaşım 12.73 TL çıkıyor sonuç. Yani bir tane adrese 12.73 TL. ödemiş oluyoruz.

Daha şimdiden surat ekşiten bir hal almaya başladı değil mi? Dahası geliyor bir kaç gün içinde. Elde kalan 15 milyon 700 bin mail adresini verify ederek halen çalışıp çalışmadıklarını sorgulamaya başladık. Bakalım kıyım ne kadar olacak…

Hosting hizmeti size gelen spam maillere ne kadar karışsın?

Hepimizin iyi ve kötü müşterileri var. Kimisi hizmet almanın ne demek olduğunu bilirken kimisi de ipin ucunu kaçırır. Genelde cep telefonlarından 900′lü hatları aradıklarında kendi hataları olur ancak pornografik sitelere maillerini verdiklerinde hata sunucunun olur.

Geçtiğimiz gün de buna benzer bir durum yaşadık bir müşterimizle. Bize yazdığı şikayet mailinde bizden aldığı alan adı ve hosting paketindeki mail hesabından her gün onlarca spam mail aldığını belirtip bunu düzeltmemizi istiyor, ardından da tatlı sert aba altından sopa gösterir şekilde düzeltmezseniz hukuki sürece başvuracağını belirtiyordu.

İnanın fazla bir şey yapmamıza gerek kalmadı. Kendisinin mail adresini Google’da arattığımızda yüzlerce siteye bu mail adresiyle üye olduğunu ve aralarında “adultfriendfinder.com” gibi fazlasıyla içerik yüklü, tanışma, koklaşma, bütünleşme sitelerinin sıklıkta olduğunu gördük.

Üstüne gittik mail loglarını inceledik ki ne görelim. Bizim mail sunucusu “Bilmemne Grup Ltd. Şti.” işlerinin yerine bu bütünleşme, koklaşma işlerine kullanılır olmuş. Tabii her gelen “Aynur seni şu sitede bekliyor” mailine cevap gönderilip o beklenen siteye üye olunması da cabası.

Müşterimize bir mail yolladık. Tüm metni burada paylaşmaya gerek yok. Ancak şu konulara değindik. Açıkçası olayı biraz toz ve gaz bulutu halinden ele aldık ki maili okuyan anlayabilsin.

  • Kurumsal bir mail adresi kurumsal işler için kullanılır.
  • Arkadaşlık ve partner bulma siteleri genellikle güvenilir değildir. Üye olurken kurumsal mail adresi kullanılmaması tavsiyemizdir.
  • Size her gelen maildeki Aynur aslında gerçekte yoktur.
  • Hatta o gittiğiniz sitede sağ altta çıkan popup pencerede “hadi yazışalım” diyen “Selma18F” kullanıcısı aslında hiç olmamıştır.
  • Dahası size her gelen maili “arkadaşlarına yolla” dedikleri için önünüze gelen adrese yollamanıza gerek yok.
  • Bu bağlamda mail adresinize günde 50 adet spam mail gelmesi sunucunun kabahati değildir. O gidip üye olmuyor her yere. Hatta işini yapıyor. Kendine gelen mailleri size gösteriyor daha ne yapsın.
  • Mail sunucusunda spam ile başetmenizi sağlayan sistemin ayıkladığı kaç adet mail var bilmek ister misiniz? Onların arasından gelen 50 mail bile sizi rahatsız ediyorsa bir korumayı kaldıralım sonuç ne olur görelim ne dersiniz?
  • Biz size başka bir firmayla çalışmanızı tavsiye edelim. Hazır süreniz de bitmek üzere. Dilerseniz kalan 1 ayınızın parasını iade edelim, ne siz yorulun, ne de biz boşuna gerilelim.

Hosting hizmeti vermek sizin üye olacağınız siteleri kontrol etmek, önünüze gelene ileteceğiniz mailleri takip etmek değildir. Bunun eğitimini de vermeye ne bizim vaktimiz, ne de sizin maddi gücünüz yeter. Sadece her “tıkla” denen yere tıklamayın, her gelen maili de herkese yollamayın, bu bile sizi oldukça rahatlatır.

Abi Windows 7 çakalım benim makinaya anlamsızlığı.

Memleketimin teknolojiyi “sözüm ona” çok yakından takip eden standart bilgisayar kullanıcısının genellikle hep şunlardan haberi olur.

MSN güncellenmiş, Windows’un yenisi fenaymış, Office bu sefer yardırmış.

İyi hoş da bu kullanıcıların yüzde kaçı daha bilgisayarında “services.msc” yazıp görmüştür? Çok ileri gittim galiba. Kaçı MSN Messenger’ı bağlanmadığında herhangi bir yere sormadan kendisi bu sorunu çözebilmektedir? Hadi bu da çok oldu. Bari bilgisayarına webcam tanıtabilen oranı? Yine mi çok şey istedim?

Peki madem bu kadar teknolojiyi yakından takip ediyorsunuz da, sadece takip edip hiç incelemeye niyetiniz mi yok, yoksa zor mu geliyor anlamış değilim. Bu şekilde çok yakından takip eden bir çok kişi son günlerde yeni bir furyaya kaptırdı kendini. “WINDOWS 7 KURMA SEVDASI”

Hadi meraklısın, hadi niyetlendin, o zaman otur kur kardeşim. Al yedeklerini, tak Windows 7 DVD’sini, başla kuruluma. Bittikten sonra ayarlarını yap, mis gibi çalıştır. Ne o? Yemedi galiba. O yüzden mi “abi benim bilgisayara da bir Windows 7 çaksak” sorusu?

Bu soru sonrası diyalog hep şu şekilde oluyor.
“XP’de yapamadığın ve Windows 7′de yapabileceğin 3 şey say bana.”
“……..”
“Peki 2 şey say…”
“……..”
“O zaman bir tane bile olsa sebep söyle.”
“Ama abi çok güzelmiş.”

Hadi canım… Çok güzelmiş. Peki kendiniz kurmaya cesaret edemeyip, çevrenizdekilerden rica etmenin anlamı ne?
Yoksa makineyi kurarız sorun oldu mu anında sülük gibi yapışacak yerimiz olur sevdası mı?

Yok kardeşim Windows 7. Çok meraklıysanız kurun, kuramıyorsanız zaten size Win98 SE bile fazla.

Kaspersky artık şizofren takılımlara mı giriyor?

Yılların tartışmasıdır “en iyi antivirüs” konusu. Kimisi ESET NOD, kimisi Kaspersky der. Bazıları da hala Norton geyiğinde takılıp kalmıştır. Tabii kendisine virüs bulaşabilen ve “bende virüs var, sil beni” diyebilen tek antivirüs olması nedeniyle Norton olayın komedi tarafıdır ya neyse.

Dün Kaspersky Antivirüs’ün son güncellemesinden sonra Google AdSense reklamlarının bloke edildiğini görünce dur bakalım dedik. Hemen mailimizi yazdık ki gelen cevap ilginçti.

Hello,
Sorry, it was a false detection. It will be fixed in the next update.
Thank you for your help.

Yani şu anlama geliyordu cevap. “Kusura bakmayın hatalı bir tarama yapıyor yazılım. Yeni güncellemede giderilecektir.”

Tamam iyisin hoşsun da artık şizofren davranışlara dalıyorsun be Kaspersky.

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes